Pulisic’in Milan’da kalması, kulüp kariyerini yansıtıyor: İyi, ama tam olarak harika değil

Christian Pulisic, AC Milan ile yeni bir sözleşme imzaladı. Anlaşma Haziran 2031’e kadar geçerli olacak. Kulüp, Cuma günü açıklanan bu anlaşmayla Pulisic’i Milan’da kalıcı hale getirdi. Duyuru, takımın Cumartesi günü şehir rakibi Inter’e karşı oynayacağı derbiden önce yapıldı. Bu gelişme, iki kulübün yeni stadyumları için rekor bir isim hakkı anlaşması açıklamasından bir gün bile geçmeden geldi.

Pulisic, 2014’te 16 yaşındayken Borussia Dortmund’a katılmak için Atlantik’i geçtiğinden beri yüksek beklentilerle anılıyor. Chelsea ile UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazandığı zirve anları yaşadı. Geçen yaz Amerika Birleşik Devletleri Milli Takımı ile katıldığı FIFA Dünya Kupası’nda ise büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Pulisic 28 yaşına girerken istikrar aramasını doğal karşılamak gerekiyor. Hershey, Pennsylvania doğumlu oyuncu, Milan ile yaptığı bu yeni anlaşmayla bu isteğini gerçekleştiriyor.

Kaynaklara göre sözleşmesi önemli bir maaş artışı içeriyor. Pulisic, Ruben Amorim yönetiminde çalışmaya devam edecek. Amorim, kanat oyuncularının rol aldığı wingback sisteminde Pulisic’in sunduğu dinamik hücum oyununa değer veriyor. Kaynaklar, Milan’ın Pulisic’i boşluklara geri çekilip oyun kuran bir oyuncu olarak gördüğünü belirtiyor. Ayrıca Pulisic’in pasları derinlemesine alabildiğini, rakip savunmaları gerdiğini ve bir kanat oyuncusu gibi boşluğa koşabildiğini vurguluyor.

Bu tarz bir oyunu az oyuncu oynayabiliyor ve Amorim’in bu takdiri psikolojik yönde de sürüyor. Pulisic’in Chelsea’de Thomas Tuchel altında zorlandığını, ardından Stefano Pioli yönetiminde Milan’da yeniden canlandığını hatırlamak yeterli. Bu da teknik direktörün güveninin oyuncunun performansı için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu sezon başında az süre almasını bazıları eleştirse de Milan, Pulisic’i Dünya Kupası’nda yaşadığı bacak sakatlığından tam olarak iyileşmeden acele ettirmek istemedi.

İki farklı açıdan bakış

Pulisic’in Milan’da kalma kararı, bakış açısına göre farklı yorumlanabilir. Öncelikle Pulisic, Avrupa’nın en büyük kulüplerinden birinde kalmayı tercih ettiği için takdir edilmeyi hak ediyor. Avrupa’daki kariyerini bitirip ABD’ye dönebilirdi. New York City FC, gelecek yaz açılacak yeni Etihad Park’ta onu görmek için sabırsızlanıyordu. Ancak Pulisic, önümüzdeki dört sezon daha Milan’da kalacak ve kulüp onun takıma kattıklarını açıkça değerli buluyor.

Öte yandan Milan’ın Avrupa’nın en iyi kulüplerinden biri olduğu düşüncesi, durumu fazla iyimser yorumlamak anlamına geliyor. Rossoneri, geçmişteki parlak dönemini yeniden yakalamaya çalışıyor. Bu, Ruud Gullit, Paolo Maldini ve Zlatan Ibrahimović’in Milan’ı değil. Milan, son 15 yılda yalnızca bir kez Scudetto kazandı ve kulüp neredeyse 20 yıldır Şampiyonlar Ligi’nde şampiyon olmadı. 2024-25 sezonundan sonra Avrupa kupalarında yer alamadı. Geçen sezon sonundaki çöküşün ardından bu sezon Şampiyonlar Ligi’ne katılmaya hak kazanamadı ve kulüp bu sezon UEFA Avrupa Ligi’nde mücadele ediyor.

İtalyan futbolu da zor bir dönemden geçiyor. Milli takım son üç Dünya Kupası’na katılamadı. İtalyan kulüpleri ise İngiltere, Almanya ve İspanya’daki rakiplerinin gerisinde kalıyor. Son dört yılda Avrupa’da ses getiren yalnızca Milan’ın şehir rakibi Inter oldu. Inter, son dört yılda iki kez Şampiyonlar Ligi finalisti oldu.

Ortaya çıkan tablo şöyle: Pulisic, başarılı ama elit kulüplerin bir ya da iki basamak altında kalan bir takıma bağlandı. Bu durum, CEO Gerry Cardinale’nin sürdürdüğü çabalara rağmen geçerli. Bu tercih, Pulisic’in kariyerindeki genel çizgiyle ve bugünkü beklenti düzeyiyle de örtüşüyor.

Kariyerin özeti

Dortmund yıllarında Pulisic’in dünya futbolunun en üst seviyesine çıkması çok olası görünüyordu. Amerikalı oyuncular için birçok ilki yaşadı. Chelsea’ye 2019’da 73 milyon dolar bedelle transfer olması bu beklentileri daha da yükseltti. Ancak sakatlıklar, Pulisic’in sahada kalıcı olmasını engelledi. Pulisic, bu nedenle çok iyi oyuncular arasında kaldı ve en iyilerin seviyesine ulaşamadı. Chelsea’nin Şampiyonlar Ligi zaferinde pay sahibi olmasına rağmen tabloyu değiştiremedi.

Milan’da ise bireysel başarısı daha fazla. Rossoneri formasıyla üç tam sezonun her birinde tüm organizasyonlarda on ve üzeri gol attı. Chelsea’de bu başarıyı yalnızca bir kez yakalamıştı. 2023-24 sezonunda İtalya’ya geldiğinden beri, Serie A’da gol katkısı bakımından üçüncü sırada yer alıyor. Bu listede yalnızca Inter’in iki oyuncusu Lautaro Martínez ve Marcus Thuram onun önünde. Milan formasıyla iki kez 50 maça çıktı. Ancak sakatlıklar hiçbir zaman uzağında kalmadı. Geçen sezon yine kas sakatlıkları nedeniyle sahada az yer aldı.

Sakatlıklar, performansını da etkiledi. 2025-26 sezonunun ikinci yarısının neredeyse tamamında gol atamadı. Dönemin teknik direktörü Max Allegri’nin Pulisic’i kanat yerine daha çok forvet rolünde oynatması da oyuncuya fayda sağlamadı.

Geçen yaz Dünya Kupası da sağlık açısından benzer bir tablo çizdi. Ev sahibi ülkede büyük bir rol bekleniyordu. Ancak sakatlıklar nedeniyle ABD’nin beş maçındaki süresinin yalnızca yarısını oynayabildi. Son 16 turunda Belçika’ya elendikleri maçta sakatlanarak sahadan topallayarak çıkması, turnuvasını birçok açıdan özetledi.

Bu sağlık geçmişi, dünyanın en üst düzey kulüplerinin takviye için Pulisic’in dışındaki oyunculara yönelmesinin nedeni. Milan’a ilk geldiğinde hedef, parlak performanslarla Premier Lig’e geri dönmekti. Bunun mümkün göründüğü dönemler de oldu.

Ancak İtalya’daki dördüncü sezonuna yaklaşırken Pulisic’in seviyesini bulduğu açık. Bu seviye oyunun en üstü değil, ama Pulisic çok şey başardı. Kulüp düzeyindeki performansıyla Amerikalı oyuncuların çok azı ona yaklaşabildi. Milli takımdaki verimliliği ise başka bir konu.

Önümüzdeki dört yıl, Pulisic’e Avrupa’daki kariyerine noktayı koyma fırsatı verecek.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *